Bugün, 27 Ocak 2022 Perşembe


Anahtar Kelimeler: ÇOCUK

ÇOCUK ÖZNE

SPHM ÖZEL HABER

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından, geçmişten günümüze aile kurumunun yaşadığı değişim ve dönüşümü akademik düzeyde tartışmak, toplumsal sorunları ve bu sorunların aile kurumundaki etkisini ortaya koymak için I. Uluslararası Aile Kongresi ve Uluslararası Jürili Karma Sergi”çalışması 1-3 Aralık 2021 tarihinde Kütahya’da başladı.Araştırmacı,yazar Uzman Sinan Doğan,gerçekleşen I. Uluslararası Aile Kongresi ve Uluslararası Jürili Karma Sergi’de ‘’Çocuk Eğitiminin Çocuk-Özne İlişkileri Bağlamında Tetkiki’’ adlı sunduğu tebliğde, çocukta sınırsız özgürlük, anne-baba iktidarının ve toplumsal yapı denetiminin sona ermesidir.Çocuğun yarı Tanrı haline gelmesidir.Oysa eğitimin hedefi, eğitimde hedef,çocuğun varlığından gelecek sınırsız arzuları red etme ve bunları yönetme gücü ve becerisini kazandırmaktır dedi.Konuşmasına şöyle devam etti:

Özne insan, kendisini ve doğayı yine kendi gözüyle değerlendirme yoluna yönelmesidir. “Özne”yi anlamak, özne-bilgi arasındaki ilişkisini anlamakla mümkün olacaktır. Kendisine ve nesneye bağlı olan koşulları üzerinde, nesnel iddialar ortaya koyma çabası ile nesnel bilgilere ulaşması mümkün mü? Özne-insan bağlamında ortaya çıkan varsayımları, değerleri,düşünceleri keşfetmek ve zihnin süzgecinden geçirerek eleştirel çözümlemeye tabi tutmak. makalemizin çevresini oluşturmaktadır. Özne-çocuk ilişkilerinin,zaman içinde ortaya çıkan farklı uygulamalarının doğru veya yanlış olarak değerlendirmekten çok, tartışıp yeniden ele alarak günümüz eğitim sistemlerine katkı sağlama amacı güdülmüştür.

Dünya tarihinde İnsan-Özne ilişkisinin,Tanrı’da veya toplumda veya kendisinde temellendirilmesi şeklinde uygulamalar olmuştur.Günümüzde ise insanın varlığının, kendisinde temellendirilmesini, kendini merkeze alıp, onun bilme yetisinin öne çıkarılmasıdır. Her türden yetkinliğin kendisinde olabileceği iddiasıyla insanın kendisine ‘’bir dönüş’’ şeklinde tanımlanmıştır. Öznellik,varlığının bilgisine vasıtasız olarak yine kendi düşünsel sürecinde, kendi bilinç içeriğinde ulaşma fikridir. Özne olmak, nesne üzerinde egemen olmak, onun bilgisine ulaşmak şeklidir. “Bilen özne”ye ilişkin düşünce olarak, Tanrıya değil de ”insan”a yönelmektedir. Bireyin kendini bilme ve özgürlüğünün varoluşunu gerçekleştiren bir varlık konumundadır .Özü itibariyle insan varoluşunun anlamını ve insanın kendini gerçekleştirme olanaklarının bütününü ifade etmektedir. Kendini merkeze alarak ve sınırsız özgürlük ile kendini yeniden inşa etmesi ne kadar sağlıklı?Bu sürecin, kendine, ailesine, topluma,eğitime musbet katkısı ve etkisi olur mu? Kendi kendini inşa eden, kendi özünü kendisi oluşturarak, merkeze kendini koyan bireyin, her türlü değişimin arayışı ve çabası; kendine, topluma ve doğaya yabancılaştırılmasını beraberinde getirmiyor mu? Varoluşçuluk Türkiye’nin düşünce hayatında; bireycilik, herhangi bir ekole mensup olmamak, herhangi bir inancın taşıyıcısı

olmamak, mevcut sistemleri yetersiz görmek, örf ve adetleri inkar etmek veya küçümsemek vb. uygulamalar şeklinde ortaya çıktığını söylenebilir

Kendi zihninde açık ve seçik tasarlamadığı şeyler hakkındaki,özgür seçim yetimi kullanıyorum, yargıda bulunuyorum şeklinde ‘’kendine yöneliş’’,yanılgının yapısını oluşturan yoksunluktur. Bilinemeyecek şeyler hakkında,temelsiz yargıda bulunmak, zihinle-beden arasındaki gerilim meydana getirmesidir. Yoksunluk artıkça, beden-zihin arasındaki gerilimin artmasıyla ‘’bilgi ile inanç arasında giderilemez bir ayrılık beraberliğinde getirecektir. Bireyde ben temelinin belirleyici olması, ben’den evrensele giden açılımların öngörüldüğü bir bakış açısından doğan şüphe etmek ve eleştride bulunmak,bireyin varlığını kuşatmaya başlayacaktır.Şüphe ve eleştri,bireyde sevgiyi bozan reaksiyon görevi yapar. Birey, kültürün ve geleneklerin etkisinden kurtulup, kendi kararlarıyla hareket etmeye başlayacaktır. Birey varolmaya doğru yaptığı hamleler sayesinde kendini kavradığı ve olmak istediği gibi olacaktır. Çocuk, öznel bilginin kendisini yönlendirilmesi ile bilgi edinme ve karar verme süreçlerini yaşayacaktır. Kendisini özgürleştirecek ve kendi kendini gerçekleştirmesini sağlayacak bilgiye önem verecektir

Çocuğun kendi iradesini kullanarak sınırsız özgür olduğunun farkına varması demek, anne- baba iktidarının ve toplumsal yapı denetiminin sona ermesidir. Bu anlamda birey, kendi varlık projesinin yapıcısıdır. Kendi kendini inşa eden, kendi özünü kendisi oluşturarak merkeze kendini koyan birey, her türlü değişimin ve yeniden ele alınışın da bizatihi kendisidir. Bireyin varlık yapılanması ile birlikte ruh halini kaplayan anlamsızlık, bunaltı, atılmışlık ve yalnızlık duygusu ile dünyayı diğerlerinden farklı algılayacak, onlardan farklı anlamlandıracaktır. Özne hâline gelmiş çocuk, her tür tercih hakkını kullanmakta ve özgürleştirmekte, fakat varlığın ve hayatın anlamına ilişkin her tür sorumluluğu da bastırmaktadır. Çocuk, erdemli olma kavramından uzaklaşmaktadır. Erdemlikten uzaklaşan çocukta, mutsuz, huzursuz ve şuursuz bir yaşam gerçekleşir.

Özne-çocuk ilişkini bahsetilen düşünce ve davranışlar üzerinden yürütülmesi,bireyin maddeye yönelmesi ve varlık ve varoluşsal yetkinliğini kaybetmesidir. Maddenin determinasyonuna bağlı özgürlük alanı belirlenmesi,materyalist bir perspektif içinde sıkışmasıdır. Çocuk eğitimi, çocuğun Mutlak varlık ile yeniden barışması ve daha büyük bir bütünün parçası olduğunu idrak etmesiyle başlayacak süreçtir. Daha geniş bir bütünün parçası olan çocuk, ancak bu bütünle uyumlu bir şekilde hareket ettiğinde anlam sahibi ve rasyonel bir varlık hâline gelebilir. Bireyin özgürlüğü, sınırsız ve kayıtsız tercihler yapabilmesine değil, bu bütünlük içinde kendi potansiyellerini hayata geçirebilmesine bağlıdır

Başkalaşım, değişim, dönüşüm çocuğun tek başına yüklenebileceği bir sorumluluk değildir. Bir bireyin edindiği tecrübesi ile kendi ayakları üzerinde durması için yeterli değildir.Aynı zamanda medeniyete ortak olmak ve ona değer katma mümkün değildir. Özne-çocuk ilişkisiyle, ile toplumsal değerlerden kurtularak seçimde bulunması ve seçtiklerinden sorumlu olması, ‘’Kendini seç’’ anlayışı temele alınarak yaşantısını devam ettirilmesi varoluşculuktur.Varoluşçulukta eğitim, mutlu bir nesil için değil, kişinin kendi mutluluğu ve refahı içindir.

Eğitimde hedef ,insanın doğasını değiştirmek değil, O’nu geliştirmektir. İnsanı akademik bilginin ve karakter gelişiminin özsel unsurlarıyla donatmak, insanlık kültürünün en önemli unsurlarını koruyacak şekilde bunları çocuğa aktarmaktır. Değişen olgulardan çok değişmeyen,çocukta olunması gereken bilgiler çocuğa verilmelidir. Çocuk eğitiminde en çok zaman harcanan konu, erdemli ilkeleri çocuğa aşılama meselesidir. Aynı zamanda çocuğun varlığından gelecek sınırsız arzuları red etme ve bunları yönetim gücünü kazandırmaktır. Tarih boyunca taranarak süzgeçten geçirilmiş bilgi ve deneyimler, çocuğun kendi başına bulacaklarından çok daha önemlidir. İnsan, bedeni ile doğanın bir parçası, tinsel yönü ile de tarihin içindedir. Çocuk, sosyal ve kültürel düşünceler kümesiyle ilişkiler içinde kendisini hissetmesi, ahlaki ve gayrı ahlaki şeyler hakkında ölçütlerin kazanmasıdır.Toplumda norm işlevi görecek ölçütlerle,yetişkinlerin kötülüklerinden kendini koruyabilecektir.

Bilgi,deneyim, değerlerden oluşan kader inancının eğitimde verilmesi,Goethe’nin belirttiği gibi çocukların kendini ve güçlü ve ruhen sağlıklı,hazırlıklı hissetmesini sağlayacaktır. Eğitimde, geçmişin öğretilmesi birey için dayanaktır.Ama geçmişe dair tecrübe birikimini bir amaç değil, bir araç olarak

verilmesidir.Bundan dolayı Türk aile hayatında, sosyal hayatı oluşturan anlamlar ve değerler üzerinden, çocuğa dinamik ve ideal hayat verilmiştir. Türk tarihinin her döneminde, aile-çocuk-toplum birbirleriyle özdeşleştirilmiştir. Çocuk kendisi ile değil, topluma yaptığı hizmetleri ile gurur duyan özne haline getirilmiştir. Çocuk,varlığından gelen arzuları red edebilme ve yönetebilme gücü, bilgi ile birlikte aklı kullanma becerisini kazanmasıdır. Çocuk uygarlık kültürel başarılarını gerçekleştirmek için kendisinde içgüdülerin denetimini sağlayarak ve içgüdüsel tatminlerden özveride bulunmak suretiyle yapmasıdır. Varlığın ve hayatın anlamına ilişkin her tür sorumluluğunu yerine getirecektir.

Çocuğa öğretilmesi gereken ilk şey,bir şeyin hoşuna gittiğinden dolayı değil de ona ihtiyacı olduğundan dolayı sahip olması gerektiği fikridir. Bu bağlamda, iç güdüsel denetim gerçekleştirerek,bütün yeteneklerini kullanan çocukta, anti sosyal, bencil ve saldırgan eğilimleri gelişmemektedir.Çocuk eğitimde, bilgi-akıl kullanma ve içgüdülerin denetimi becerisinin kazandırılmasında, çocuğun üzerinde otoritenin kurulması önemli bir değerdir. Erken yaşlarda çocuğun üzerinde gelişen otorite, çocukta içgüdüsel denetimini sağlayacaktır.Olumsuz davranış eğilimlerin ortaya çıkmasını engelleyecektir. Otoriteni,sert otoriye dönüştürülmesinden kesinlikle kaçınmak gerekmektedir. Sert otorite,çocukta bilgi-akıl becerisini kullanma,teşebbüs ruhunu engelleyerek, pısırık ve somurtkan kişiliğe bürünmesini sağlamaktadır. Çocukta köle ruhlu yapı belirir ki, sınırsız özgürlüğe yönelmek arzusunu ortaya çıkartır. ‘’Korku duyulan şeye karşı aklı kullanarak karşı gelmek ise cesarettir şeklinde öğretim ilkesi verilmelidir.Kokuyu yenen çocuk alkışlamalı övülmelidir.

 

Sonuç olarak;

Varlığını,Tanrı’da, toplumda,kendinde temellendirilmesi şeklinde ortaya çıkan ‘’özne’’ felsefesi alanında bir eğitim etkinliği olarak kullanılmıştır. Günümüzde ’İnsan her şeyin ölçüsüdür” ilkesiyle kendini merkeze alarak ve sınırsız özgürlük ile kendini yeniden inşa etmesi ve inaç ve toplumsal kültür ve düzleminden kaçiş şeklinde uygulamaya dönmüştür.Özne-Tanrı önemini kaybetmiş, yerine özne-insan düşüncesi yerleşmiştir. Bu anlamda birey, kendi varlık projesinin yapıcısı olarak kendisiyle gurur duyması,yarı Tanrı olmasıdır. Çocuğun üzerinde aile ve toplumsal yapı denetiminin kalkmasıdır.

Eğitimde çocuk-hedef ilişkilerin geliştirilmeden,çocuğun varolmaya doğru yaptığı hamleler, çocukta kaygı, duyarsızlık, ötekileşme, yapancılaşma, kopuş, başkaldırı, bunaltı ve yabancılaşma ve bencillik kavramlarını meydana getirmiştir. Çocuk, özgür oluyorum diye kendisinde ortaya çıkan bu kavramları bastırmaktadır.Çocuğun kendi varlığı oluşturmadan önce, çocuk bilgi ve deneyimlere yöneltilmelidir.Önce nasıl insan sorusunun cevabı öğretilmelidir. Çocuk-hedef ilişkisi gerçekleşmesinden sonra özne-çocuk ilişkisi desteklenmelidir. Çocuk kendi tercihleri ile değer seçme ve oluşturmasını sağlayacak süreçler ,çocukta kişilik yapılanmasını olumlu etki yapacağı düşünebilir.

Öneri: İnsan-Özne ilişkisinin,Tanrı’da sonra toplumda daha sonra kendisinde temellendirilmesi şeklinde bir uygulama, çocukta yaratıcılığını ortaya çıkaracağı düşünülebilir.Aynı zamanda medeniyete ortak ve katkı yapma becerisine ulaşabilir. Bireyin özgürlüğü, sınırsız ve kayıtsız tercihler yapabilmesine değil, bu bütünlük içinde kendi potansiyellerini hayata geçirebilmesi sağlanmalıdır...