Hastanenin Kapısına Kar Doldu
Hastanenin Kapısı türküsü birçok yerde söylenmesine rağmen, asıl doğduğu topraklar Sivas’ın Altınyayla İlçesinin Başören Köyü’dür. Ağıdı dillendiren ise, Arife Erdoğan. Genç yaşında amansız bir hastalığa duçar olan Arife Erdoğan, Sivas’taki hastanede yattığı zaman içinde bulunduğu ruh halini dizelerle dile getirmiştir.
Tarih: 20.1.2018 21:19:15/ 23156okunma / 10yorum

Hastanenin Kapısı

Hastanenin kapısına kar doldu

Gafil düştüm yüreğime dert oldu

Anam hastaneye bende yatmazdım

Hastanenin köşeleri yurt oldu

**

Açma pencereyi değmesin yeller

Bugün efkârlıyım bilmesin eller

Köyüme varınca verem mi derler

Ölüm ver Allahım, ayrılık verme.

**

Cebimde kalmadı artık metelik

Sorma anam sorma ciğerim delik

Ağzımdan geliyor kan bölük bölük

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Ağaçlar gazeli yere serdiler

Sıladan haberi eller verdiler

Tabipler derdime eyvah dediler

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Muhannet kapısına hiç varmadım

Ben bu dünyadan da murad almadım

Dağlandı yüreğim, tükendi ömrüm

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Merdivenden çıktım yan basa basa

Ciğerim kurudu kan kusa kusa

Biliyorum anam ömrüm çok kısa

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Ölmeden kuzularımı göreyim

Anasız yavrularımı öpeyim

Dalsız bir ağacım, beni neyleyim

Ölüm ver Allahım ayrılık verme.

**

Başören´in yamacına dayandım

Eller güler iken, ben yandım durdum

Dağlardan çok dertler ile sınandım

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Çayırın düzünde kuşlar ötüşür

Cümle alem ocağında gülüşür

Sılama varmadan ecel yetişir

Ölüm ver Allahım, ayrılık verme

**

Sivas´tan yurduma haber ilettim

Gelemezsem beni beklemen diye

Kalmadı takatim, kurudu bağrım

Ölüm ver Allahım, ayrılık verme.

**

Hayın dünya sana meyli neyleyim

Ben de destanımı bir bir söyleyim

Bırakmadın bende murat alayım

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Komşular gelin halim dinleyin

Ağrıyıp incinmedim söyleyim

Kadir Mevlam buyruğu neyleyim

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

**

Mezarım üstünde yayılan koyun

Gelin komşularım elbisem yuyun

Uşahlar gelmeden mezara koyun

Ölüm ver Allahım ayrılık verme

 

HASTANENİN KAPISI

Türküler bu milletin hasret nidalarıdır adeta. Türkülerle söyleşilir, türkülerle ağlanır. Ana sütü gibi tertemiz demiş ya şair, işte öyle… Ayrılığa, acıya, hasrete, sevdaya dair türküler… Zaten temelden, yangın yeri yüreğiyle özdeş yaşayan Sivas, türkülerin engin kollarında dillendirir ahu zarını…

 Bazen de tutuk bir seyre kabildir türküler. Dağa söylenir, yara söylenir, anaya söylenir vatana söylenir. Ama hepsinin de içinde, ana sütü gibi tertemiz duygular yüklüdür. Bazen yârdir türküler, bazen ana, bazen de atadır türküler. Derde düşen türkülerle söyleşir. Gurbete düşen türkülerin hasret telgraflarını gönderir, sılanın miski amber kollarına

Ama vazgeçmez Anadolu insanı, türküleri yaren edinmeden. Sukut vakitlerinde yanan çerağlar gibi, mısraların deli esrik seyrinden soyarak yılları, bir bir destanlaştırır ağıtları…

Ağıtta bir gelenektir Sivas´ta… Göz perisinin saraylarından araklanana gözyaşları, bir bilinmez derdi anımsatırcasına söyletir âdemoğlunu. Ama âdemoğlu arsızdır aslında. Ağıdın hemen yanı başında gülmeyi de konuk eder sebepsiz. Ağıt ve mutluluk iki yan heybede bir tılsım şerbeti endamında seyri alem eder adeta….

Türkülerin ana damarını, yakılan ağıtlar şekillendirir. Acıya her dem namzet Sivas insanı, ağıtları isimsiz bir deryaya atarlar adeta. Ama ağıttır işte. İçi yananın ve dahi yanmaya tutuşanın, bir telli turna ile kaybedilenin ardına gönderdiği hicran namesi gibi bir işlev görür ağıtlar.

Hani hasret, hani ayrılık, hani gurbet… Hele gurbet, ayrılığın en acısıdır türkü ve ağıtlarda. Ölümden zor bir anlamı çağrıştırır adeta. “Ölüm Allahın emri ya şu ayrılık olmasa”bir atasözü işlevi görerek türküleri destanlaştırır.

Ama neden hazırdır da aslında insanoğlu ağıtlara. Neden her daim hüzne gebedir? Neden hüzün bir canan gibi yanındadır? Hiçbir psikolog hala bu anlamlı derinliğe nüfuz edememiştir. Ama ağıttır bu derinlik işte… Hasrettir, türküdür özleyiştir… İçeriye doğru inen mahzen merdivenleri gibi sıra sıra gama, kedere dairdir her şey… Herşey bir anı sonsuza kadar uzatan türkülerin içine dalana kadardır.

**

Bir Anadolu kadınının sessiz sessiz ağıdındaki masumiyetini ne ifade edebilir? Hangi şair bu ağıt kadar samimi dizeler yazabilir? Hangi ressam bu ağıdı resmedebilir. Akşamın alacasında, gönle düşen bir çise gibi, gözyaşlarını akıtan bir yaşlı kadının, yemenisinin ucuyla gözyaşlarını sessiz sessiz silmesini, hangi kalem anlatabilir sahi? Hangi yazar romanında bu şekli tasvir edebilir? Hangi tiyatroda, gözyaşlarından örülü gerçek bir sahne oynanabilir?

Şu mısralara bakar mısınız?

“Ağaçlar gazeli yere serdiler

Sıladan haberi eller verdiler

Tabipler derdime eyvah dediler

Ölüm ver Allahım ayrılık verme”

Bir Sivas anasının, titrek mırıltısında, onun nazenin esrik bakışında ne destanlar gizlidir. O destanı okuyamamadır bütün sorun. Bütün sorun gönlün girdap saraylarında, o masum nidaları dinleyememektir. Bir çınar gibi, dizi dizi dizilen can anaların, yüreğe gönderdiği tılsımlar, cananın ömrü ile özdeşçesine kara toprağa namzettir.

 Ağıtlarda bunu tamamlayan en önemli ayaktır. Ağıtlar da Anadolu insanının iç yangınlığını dile getirir. Bu iç yangınlığın nidasıyla söylenen nice ağıt, kültürümüzü tamamlar ve gelecek kuşaklara güzellikler bırakır. Ölüme yakınlık işte. Yavrulara hasret olmayı gerektirecek bir duruma doğru ilerleyen zamanlarda, hangi yürek çığlığını göndermez arşı alaya. İşte bir çığlık daha iniyor yüreğin girdap saraylarından:

 “Ölmeden kuzularımı göreyim

Anasız yavrularımı öpeyim

Dalsız bir ağacım, beni neyleyim

Ölüm ver Allahım ayrılık verme.”

 Hâsılı kelam varalım bu ağıtlı hikâyenin aslına sevgili okurlar. Hastanenin Kapısı ağıdı birçok yerde söylenmesine rağmen, asıl doğduğu topraklar Sivas´ın Altınyayla İlçesinin Başören Köyü´dür.

 Ağıdı dillendiren ise, Arife Erdoğan. Genç yaşında amansız bir hastalığa duçar olan Arife Erdoğan, Sivas´taki hastanede bir müddet yatar.

Hastalığının iyileşmeyeceğini sezmiş olacak ki, bu duygularını şiirle ifade eder. Yalnız okuma yazma bilmeyen Arife Erdoğan, bu dörtlükleri bir hemşireye yazdırır. Ezberi de kuvvetli olan Arife Hanım, hastane çıkışı yanına gelenlere bu deyişleri okur. Hatta kendisi ile orada yatanlardan bir kısmı da, bu şiirlerin bazı bölümlerini yazarlar bir deftere.

Eşi Ali Erdoğan´dan da bazı bölümleri merak dürtüsü ile teyit ettirdiğimizi söylemek isterim. Darı bekaya irtihal etmeden nice önce, konuştuğumuz nice hoş zamanlarda, bu hikâye ile samimi nice şeyi de öğrendiğimi itiraf etmeliyim.

  Ali Erdoğan´dan duyduklarımı hem hafızama, hem de küçük bir deftere kaydettim. Yıllardır yazmayı ve bu incelikli hikâyeyi okurlarla paylaşmayı murat ediyordum. Demek ki vakti zamanı dolmuş da,Altınyayla´nın Başören Köyü´nden sızmış olan bu mısralar, insanlarının yüreklerine doğru seyri suluk etmiş…

 Bu destanın epeyce olduğunu şahsen bilmemize rağmen, çoğu bölümlerine ulaşamadık. Ulaştığımız bölümlerin bir kısmı burada mevcut. Diğer bölümleri de, zamanla okurlarla paylaşmayı murat ediyoruz.

 Okuma yazma dahi bilmeyen bir Anadolu kadınının, irfan ruhundan süzülen bu mısraların, ne kadar samimi olduğunu anlatmaya hacet yok sanırım. Zamanın şartlarında, derdine derman bulamayan bir ananın, veda sukutu adeta...

Adım adım bu dünyadan göçmeye hazırlanan bir insanın, haleti ruhiyesini de açıklamaya yeter sanırım. Ama metaneti elden bırakmayan bir ruh dinamizmi.

Bu türküleşen ağıtta, nice de ahlar gizlidir belki de. İçinde biriktirdiği acıların dillendirilmesinin de ötesinde, evlatlarından ayrılacağı hissi, iyice içerisine yerleşen Arife Hanım´ın, Allaha masumane yakarışı da çok önemli. Zerre ayrılığı istemeyen bir ruh hali. Ayrılığın ölümden daha acı olduğunu dillendiren bir duruş…Ama mukadderata da boyun eğme inancı ve sadakati…

Anadolu´nun uzak yalnız bir köyünde, okuma yazma bile bilmeyen birisinin yüreğinden sızan bu mısralar, bizim insanımızın içinin ne kadar da zengin olduğunun bir nişanesi adeta.

Paranın, pulun, şanın şöhretin anlayamayacağı bu mısralar, bizi yeniden yürek ülkesine davet etmekte…

 Uzunca bir bölümünü burada sizlere ilk defa sunmaya çalıştık. Ola ki diğer bölümlerini de duyan bilenler çıkar da, kültür hayatımıza bir katkı sunarlar…

                                                              Osman ÇELİK

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: Pazartesi SİVAS POSTASInda
Okuyucu Yorumları (10 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
ŞÜKRÜ KAYACAN
20.6.2015 18:42:04
SİVAS´IN önde gelen kültür insanlarından biri olan OSMAN ÇELİK hocamıza,bu türkünün kaynagını araştırıp,kamuoyuna sunduğu için teşekkür ederiz.
DELİİLYASLI
20.6.2015 19:00:00
OSMAN HOCAMIZ İLE GURUR DUYUYORUM.hem yöremizin kültürünü tanıtıyor hem de Sivasta yöremizden pek çok kişinin işe girmesine ağabeylik yaptı.
ELİF
20.6.2015 19:41:49
OSMAN ABİME TEŞEKKÜR EDERİM.Bu türkinin yöremize ait olduğunu belgelediği için.
Altınyaylalı
20.6.2015 21:56:00
OSMAN ABİ, Bu kültürel incelemeni dikkatle okudum. saol abi. BU AĞIDIN bizim oralara ait olması bizi mutlu etti. Senin kültür konularına duyarlılığını biliyorum.Ayrıca sayende neredeyse 40 kişinin üstünde Çağrı Merkezine girmemize aracılık ettin.Allah Razı olsun abi. SİVAS POSTASİ GAZETESİnde çalışmalarını yakından izliyoruz.
Kemal SARIKAYA
20.6.2015 22:30:42
"Hastanenin Kapısı" türküsüne pek çok İL sahip çıkmaktaydı. LAKİN değerli YAZAR OSMAN ÇELİK bu türkünün Sivas İli Altınyayla İlçesi Başören KÖYÜ´ne ait olduğunu belgeledi. OSMAN BEY´e bu önemli çalışmasından dolayı SİVAS adına teşekkür ediyorum.
Sevil YAKAR
21.6.2015 00:27:45
Bu türküyü çok severim ben. Başka şehirlere ait sanırdım. OSMAN BEY sağolsun bizi aydınlattı.Türkünün diğer bölümlerini de zevkle okudum. SİVAS ben ce kültür ocağı. Osman ÇELİK BEYE bu özel incelemesinden dolayı teşekkür ederim. Saygılarımla...
Ragıp bayram
21.6.2015 17:12:55
Osman Bey, Sivas için gösterdiğin çabayı alkışlıyorum.Senin gibi aydınlar ile Sivas geleceğe adım atacak.Bü türküyü de kültürümüze kazandırdığını için teşekkür ederim. Dr.Ragıp BAYRAM
elif nisa
23.6.2015 20:44:33
Osman hocam, Çok güzel bir yazı.Senden Allah razı olsun hocam.Seninle gurur duyuyorum.Sivas ta başı sıkışana koşan,onlarca insanın ekmek yemesine sebep olan birisin abim.Senden binlerce Defa Allah razı olsun.
TONUSUL
13.8.2015 17:40:22
OSMAN HOCAM SİZE TEŞEKKÜR EDERİM. BEN BU TÜRKÜYÜ BAŞKA YERİN SANIRDIM. Bizi araştırmaların yoluyla aydınlattığın için teşekkür ederi. SENİN GİBİ KALEMİ GÜÇLÜ BİR İNSAN BİZİM topraklarımızda yetişttiği için şanslıyız.
havva
22.1.2018 21:05:34
Çok icli bir turku
Kaf Dağı İnsan Yüreğidir
Kaf Dağı İnsan Yüreğidir
Bu otuz kuş anlamış ki, gerçek yolculuk samimi ve çileli olandır. Kendinden bildiğin uğruna, kendi yüreğini hesaba çekmedir gerçek yolculuk…
Ferhat İle Şirin
Ferhat İle Şirin
Kazmayı kayalara vura vura Şirin´e uzanan yolları ilmek ilmek dokuyan Ferhat,zaman ve mekan aşan utandırılmış sevdaların da timsali olagelmiştir.Sevgiliye ulaşmak için yıllara yayılan umut, sevda ve hasret vakti zamanı gelince bir su yolu olur ve uzanır dağlardan dağlara.Yüreğin en dip labirentlerinde okyanusları barındıran nice giz seyrangahı, bir nakkaş titizliğiyle işlenerek dönüşüverir elmasa…
bir ZARİFOĞLU şiiri
bir ZARİFOĞLU şiiri
İsmimim baş harfleri acz tutuyor
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
"Kendine gel SİVASLI Kirkor! Sen yokluklardan gelen birisisin. Ananın ağıtları ile büyüdün. Bulgur pilavı yanına çok zaman turşu bile bulamazdın. Böbürlenmen ne ola ki”
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
“O yıllarda köy 50 hane kadardı. Derleme toplama bir köy idi. Sürgün köyü sayılırdı. Hatrımda doğru kaldı ise 20 hane kadar TÜRK, 10 Hane kadar Kürt, 10 Hane kadar Ermeni 2 Hane kadar Rum 2 HANE kadar Çerkez yaşayan ilginç bir köydü. Bir SENARİST olsa o köyden çok film yapardı. Konan göçen çok olurdu. JANDARMADA eksik olmazdı.
Karanlık Dünyanın Aydınlık Yüzü
Karanlık Dünyanın Aydınlık Yüzü
Toprağa da âşık olunur mu demeyin. Âşık olunur, hem de delice…Toprak ki cömert ellerini açar hiç kapamaksızın.
İşte, İki GÖNÜL İnsanı!
İşte, İki GÖNÜL İnsanı!
SİVAS´ın KUTUP YILDIZI İhramcızade İsmail Hakkı Toprak´ın, AŞIK VEYSEL´in “KARA TOPRAK” şiirini çok sevdiği ve bunun ezgisini söyleterek göz yaşı döktüğü öğrenildi.
Mustafa BALEL´in Yeni Romanı
Mustafa BALEL´in Yeni Romanı
Türk Edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan hemşehrimiz Mustafa BALEL, bir birinden güzel eserler ile yine gündemde.BALEL´in konusu SİVAS´ta geçen “Koç İbrahim´in Medrese Turu” isimli romanı okurlarla buluştu.
Uzun Hikaye
Uzun Hikaye
/başkalarının derdi gelip bana çarpıyor/
TAŞHAN...
TAŞHAN...
/Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla/
Bir SİVAS Hatırası...
Bir SİVAS Hatırası...
Ben küçüktüm o zaman ağlayamamıştım ama aha şimdi bu yazıyı yazarken o anı anımsıyorum ve şimdi AĞLIYORUM…Gözyaşı borcumu ödüyorum.
Kadim Emanetin Vefalı Ustası
Kadim Emanetin Vefalı Ustası
Şey Ustam o eller senin miydi? Senin miydi, o nasırlı ellerden süzülen zamanın seyri alemi? Senin miydi o eller ustam? Nakış nakış yüreğinden süzdüğün giz seyrangahı?Zamana kayıt düşen anlar, bir mehterin içleri aydınlatan rayıhasını, ilmek ilmek yürekleri işleyen o nasırlı eller senin miydi ustam?
Küpeli Çöreği
Küpeli Çöreği
Tecer Dağı yakını köylerden KÜPELİ köylüler var idi hatırlamaktayım. Bağdaş kurup akşam yemek yiyip değirmen sırası gözetmekte idiler
Bunu İlk Defa Duyacaksınız!
Bunu İlk Defa Duyacaksınız!
SİVAS´ın “görünmeyen üniversitesi” olan Şah Dede İhramcızade İsmail Hakkı Hazretleri, ölümünün ardından yıllar geçmesine rağmen sevgiyle anılıyor. İnsanlara, sevgiyi ve birlik beraberliği öğütleyen Şah Dede´nin, Sivas dışında da önemli bir seven kitlesi bulunuyor.
Suyun Destanını Yazan Adam!
Suyun Destanını Yazan Adam!
Ebubekir PARLAK...Sivas Numune Hastanesi´nde dört tekerlekli arabasıyla, buğday tenli bu suskun adam, ölmemesi gereken bir erdemi sundu taşlaşmış kalabalıklara. “Su parasızdır” levhasıyla, insanların peşinden koştuğu her şeyi gölgede bırakarak yaşadı.
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
E-Gazete
Son Sayı
Önceki Sayılar
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar